Salı sabahı misafirlerim için hazırladığım kahvaltı sofrası...Kızımla hazırladığım en rahat sofra diyebilirim. Saat 10:00 gelecek olan misafirlerim 11:30 da gelince sofrayı rahatça hazırlayıp fotoğraf çekebildim..
Salı sabahı misafirlerim için hazırladığım kahvaltı sofrası...
Bu tatlıyı yapalı uzun bir zaman olmuştu. Pratik bir bisküvili tatlı tarifi. Ben orta boy dikdörtgen borcama yapmıştım siz daha kalın olsun isterseniz kare borcama yapabilirsiniz.
Genelde yoğurtlu yaptığım közlenmiş patlıcan salatasını, bu sefer de böyle denedim. Közlenmiş patlıcanın her halini seviyorum. Keşke gerçek kor ateşinde közleme imkanımız olsada, evi bu lezzet aşkına bu kokuya boğmasak. 





Yakın civarda birkaç terkedilmiş Rum köyü olduğunu söylemişlerdi ancak herhangi bir ulaşım aracı konulmamış ve restore edilmemiş.Elektriği dahi yokmuş. Çok merak ettiğimiz halde oraları görme imkanımız olmadı. Umarım yetkililer bu mekanları da yakın zamanda turizme kazandırırlar.
Değirmenden kütüphaneye çevrilmiş tarihi yapı ise görülmeye değer. Cunda adasının tam tepesinde olduğu için ada tamamen ayaklarınızın altında oluyor. Kütüphanenin içinde çok eski ve değerli eserler var. 600 yıllık el yazması eserler onları anlayabilecek, okuyucularını beklemeye devam ediyorlar.








Ekşili köfte ve
Yoğurtlu Muhiye denedim. Eşimin otlarla arası pek iyi olmadığı için o salçalı köfte yemişti. Muhiye; ismini aklımda tutmakta zorlandığım bir yemek oldu. Hatta unuttuğum için orda bir kaç kez sormuştum. Kuzu etiyle pişirilen yöresel bir ot yemeği. Gerçekten lezizdi.
Görüntüye bakarsanız normal kurabiye, pastane derseniz çok mütevazi..Ama kurabiyelerin tadı bir harika. Mis gibi sakız kokuyor.
Kurabiyelerden bir kaç tane alıp sahildeki çay bahçesinde denemiştik. İstanbula gelirkende kurabiyelerden tekrar aldık.




Biz Ayvalık'ta Kelebek Pansiyon'da kaldık. Eski Rum evlerininden birini aslına uygun olarak restore ederek şirin bir pansiyon haline getiren Çiğdem Hanım ve Nedim Bey bizi bir hafta boyunca çok iyi ağırladılar.
Pansiyon eski Rum evlerinin bulunduğu kısımda. Bu evler Yunanlıların yaşadığı dönemden kalma. Bunlara taş evlerde deniliyor. Kimi evlerin içinde hayat devam ediyor, bazılarının ise kapısına kilit vurulmuş terk edilmiş.
Taş sokaklar, dar yollar, cumbalı evler ve balkonlardan sarkan çiçekler Ayvalık sokaklarını tasvir ediyor. Ancak ordaki havayı teneffüs etmek bambaşka. Çünkü her evin bir ruhu bir hikayesi var sanki, hiçbir ev sıradan değil.
Oralarda insanlar çiçek yetiştirmeyi çok seviyorlar. Percere önleri renk renk sardunya ve isimlerini bilmediğim çiçeklerle süslenmiş. Kendinizi bu sokaklarda dolaşırken açık hava müzesinde gibi hissediyorsunuz.

Sahildeki çay bahçelerinde, uzun yürüyüşlerimizin sonrasında çayımızı yudumlayıp denizi seyrederek dinlendik.
Ayvalıktan kalkan teknelerle günü birlik turlara katılmak mümkün, biz Z. Nuran'a güvenemediğimizden katılmak istemedik. Sabahtan akşama kadar aynı ortamda biraz sıkıntı yapabilir diye düşündük. 
Perşembe günü Ayvalık'ta pazar kuruluyor. İstanbul'daki semp pazarlarının 4-5 katı büyüklüğünde bir pazar perşembe pazarı. Her türlü sebze, meyve, giyim malzemesi satılıyor. Domatesler, bamyalar, patlıcanlar o kadar tazecik ve güzel görünüyorlardı ki hepsinden alasım geldi. Ama maalesef bu hevesle kaldım, çünkü geri dönmemize daha birkaç gün vardı.

Yöre halkı yaz aylarında tatilcilerden dolayı fiyatların yükselmesinden şikayetçi, haksız sayılmazlar yerinde üretilip satılıyor olmasına rağmen fiyatlar İstanbul fiyatlarıyla aynı.

Ayvalık Zeytin ve Zeytinyağının merkezi hükmünde. Hatta bazı yerlerde; "Zeytinyağı+Güzellik+Sağlık= Ayvalık" yazısı gözümüze çarptı. Sanırım belediye tarafından yazılmış. Birçok zeytinyağı üreticisi var hatta üretici olmayanların bile zeytinyağıyla bir alakası var. Yemeklerini beğendiğimiz bir restoran sahibi bile istersek en güzel zeytinyağını adresimize gönderebileceğini söylemişti.
Onlarca zeytin çeşidi var, şuan zeytin sezonu olmasa bile biz birkaç çeşit zeytini deneyerek aldık.

İnsanlar çok sıcak kanlı ve yardımsever. Bir yere nasıl gideceğinizi soruyorsunuz, tarif etmek yerine ben sizi oraya götüreyim diyorlar.
Zeytin satıcısı bize uzun süre zeytin ve zeytinyağı ile ilgili bilgiler verirken.

Genelde yürüyerek gezdiğimiz için bizim en büyük yardımcılarımız converselerimiz oldu. Günün büyük bir bölümünü yürüyerek geçirdiğimiz halde hiç ayaklarımız ağrımadı.

Cunda Adası, Şeytan Sofrası ve Ayvalık'ta tattığımız lezzetler daha sonraki yazılarda burda olacak.
